Kitap Eleştirisi : Fatih - Harbiye : Peyami Safa
Kitabımız Ötüken Yayınları'ndan çıkma ve yaklaşık olarak 138 sayfa...
Benim kendi kütüphaneme ait olan bu güzel eseri annemleri ziyaret etmeye
gittğimde Bursa'da bulup kısacık olmasından dolayı yanımda getirmiştim.
Zira Katre-i Matem çok kalın geldiğinden arada böyle ince kitaplar
okumak istiyorum. O sebeple uzun zamandır elimde olan ama bir türlü
okumak nasip olmayan bu güzel eseri de aradan çıkarmış oldum ^^
*
Kitabımızın kapak tasarımları ise gerçekten büyüleyici. Ben hem ön hem
de arka kapağına ayrı ayrı bayıldım. Çizim şeklinde düzenlenen birkaç
eski Fatih evini eserin ve yazarın ismi resimleştirilerek tamamlanmış.
Bayıldım, kesinlikle kitaplığımın en güzel yerinde kalmaya devam edecek,
sırf kapağından dolayı. Aşağıdaki resimde ön ve arka kapağını net bir
şekilde görebilirsiniz. :)
Eserin konusuna gelince, gerçi şu ana kadar herkesin az çok bir fikri
olmuştur çünkü meşhur bir eser, üstelik de yakın zamanda Show Tv'de
yayınlanan bir de dizi versiyonu çekildi, arka kapakta çok fazla kapalı
bir anlatımla ifade edilmiş olsa da ben biraz açmak istiyorum: Neriman
ailelerinin karşı çıkmasına rağmen evlenmekte diretmiş ve bu sebeple
aileleriyle araları açılmış iki büyük aşığın tek çocuğudur. Annesi ilk
çocukluk yıllarında vefat ettikten sonra babası emekliye ayrılarak daha
küçük bir eve taşınmış ve bu evi de Fatih'de seçmiştir. O zamana kadar
lüks içinde ve köşklerde büyüyen Neriman bu durumu çok yadırgamış ve
halen alışamamıştır. Yaşadıkları dönemde Cumhuriyet'in yeni yıllarında o
dönemin koşullarında evleri güzel bile olsa Fatih semti onda yer
bulamamıştır. Konservatuara giden Neriman ut çalmaktadır ve Şinasi'nin
kız kardeşi Nezahet ile tanışmıştır. Nezahet ile birlikte okula gidip
gelen Neriman Nezahet'in ağabeyi Şinasi ile de tanışmıştır ve artık
Şinasi Nerimanlara sürekli gidip gelen ailenin ikinci bir evladı gibi
olmuştur. Şinasi ile ruh bakımından aynı yaradılmış olan Neriman'ın
zavallı ihtiyar babası Faiz Bey, Şinasi'yi çok sevmektedir ve evlerine
sürekli gidip gelmesinde bir kötülük görmediği gibi, kızıyla daha yakın
ilişkiler kurarak evlenmelerini istemektedir. Şinasi ile Neriman hem
arkadaş hem sevgili arasında bir ilişki yaşarlarken bir gün Neriman
Darülelhan'ın ( Konservatuar'ın), Alafranga kısmında Macit isimli
sosyetik bir gençle tanışır ve o günden sonra hayatlarında istemsiz
değişiklikler baş gösterir. Bu değişiklikler hem Şinasi'nin hem
Neriman'ın hem de Faiz Bey'in hayatında derin etkilere sebep olur ve bu
durum üçünü içinden çıkılmaz durumlara sevk eder... Neriman artık eski
Neriman değildir...
Konuyu bu kadar uzun anlattığımı fark etmeden yazmışım, şimdi bir de
baktım neredeyse bir yaprak doldurmuşum ^^ Ancak okurken sıkılacağınızı
düşünmüyorum ^^ Çünkü oldukça akıcı bir şekilde aktarmaya gayret
gösterdim. Kitabı okurken çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim çünkü ben
Fatih - Harbiye eserini okumadan önce yapılan dizisinin fenomeniydim ve
deliler gibi izliyordum. Orada da hikaye olabildiğince değiştirilmiş ve
günümüze uyarlanmıştı. Birçok belli başlı değişiklikler var kitapla dizi
arasında, bunları görünce bir afalladım ama bence her zamanki gibi
kitap çok daha başarılı... Hiçbir zaman dizi yahut film kitabın yani
eserin yerini tutamıyor :(
Kitabın konusu arka kapakta dediğim gibi çok fazla kapalı aktarılmıştı:
Tanzimattan kopup gelen Milli Mücadele ve sonrasındaki yıllarda
alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipinde ve cemiyetindeki
etkilerini anlatır dese de bir kişinin yani daha doğrusu kitapta
Şinasi'nin, Faiz Bey'in ve Neriman'ın bakış açısından ayrı ayrı
anlatıldığı için üç kişinin bakış açısından yansıtılıyor. Üç kişinin
toplumu temsil edişine bakılarak aslında genel bir kanıya varılmamalı
bence ama kitapta birkaç bakış açısı aktarılarak toplumun farklı
kesimlerinin nabızlarının tutulduğu doğru ^^
Kitapta üç baş karakter var ve bizler tüm olayı ,yani aslında bu
kişilerin hayatlarından bir kesiti, bu karakterlerin gözlerinden
görüyoruz. Olayları yaşayan Neriman kendi bakış açısından Fatih'i, Fatih
semtini nasıl gördüğünü, kendisinde uyandırdığı hatıralar ile kötü
anıları, Beyoğlu'nu, Beyoğlu'nu anımsatan resimleri, Macit'i,
yaşadıklarını, Şinasi'ye karşı duyduğu sevgi ile onun istediği gibi biri
olamamasına karşı duyduğu öfkeyi, Şinasi'nin vurdumduymazlığına ve
sessizliğine olan kızgınlığını, yaşamak istediklerini, Macit'in ona
sunabileceği şeylerin hayalini, içinden geçenleri anlatıyor bizlere...
Şinasi ise tanıdığı Neriman'ın birkaç ayda nasıl bu kadar
değişebildiğini, hayatını, Neriman'da oluşan değişiklikleri,
sebeplerini, Macit'i, Macit'in ve Beyoğlu'nun Neriman'a olan etkilerini,
bu etkilerin sonuçlarını, kendi içinde olan ve içinde kalmaya mecbur
olan derin hislerini, Neriman'a karşı duyduğu sevgi ile öfkenin
arasındaki uçurumu, Faiz Bey'e olan saygısını, bu saygısından Neriman'a
olan sabrını vs. öyle güzel anlatıyor ki.. Faiz bey ise bizlere, Türk
edebiyatını, bu edebiyata tasavvufa karşı duyduğu sevgiyi, kızı
Neriman'ı, sevdiği kadından geriye kalan tek emanetin nasıl rüzgarlarla
savrulduğunu, kızının istediklerini yerine getiremeyen bir babanın
duygularını, Neriman'a karşı olan sabrını, Neriman'ın açgözlülüğü ve
özenti anlayışı, musikiye olan öfkesinin nedenlerini öyle güzel
anlatıyor ki kendi bakış açısından... Siz sadece oturup bu üç kişinin
hayatını bir karşılaşmanın nasıl değiştirdiğini okuyor ve hayretler
içerisinde kalıyorsunuz...
Hayretler içinde kalıyorsunuz, batılılaşma ve garplılaşma bu kadar
yanlış nasıl bir milletin içerisine işler, nasıl yanlış anlaşılanlar o
millet tarafından böyle kanıksanır, Batılılaşma denen şeyin ne olduğu bu
gün bile halen yeterince iyi anlaşılamamış olsa bile anlaşılamaması
yanlış anlaşılmasından efdaldir. Evet kitabın ana temasında gencecik bir
kızın lükse, Şark ve Garp'a bakış açısı, Şarkı ve Garp'ı aslında ne
derece yanlış anlayabileceği, ve bu yanlış anlayışın neticeleri, hem
kişinin kendi hayatına hem de etrafındaki insanların hayatlarına olan
etkileri vs. öyle güzel anlatılıyor ki... Çok mühim bir meseleye
değinmesine rağmen ben eseri biraz kısa buldum malesef... Öyle geniş bir
konu ki bu, ciltlere sığmaz gerçi, Türklerin Şarklılaşmadan uzaklaşarak
Garplılaşma hareketleri... Ancak biraz daha ayrıntılı
değinilebilinirdi, 138 sayfa bana göre çok üstünkörü geçilmiş gibi sanki
!
Kitabın içeriğine dair bu kadar konuştuktan sonra biraz da biçimine
değinelim: Uzun bölümler halinde yazılan eserde bolca eski kelime bulmak
mümkün. Bu eski kelimeleri sevmeme rağmen bir süre sonra gerçekten
sıklığından bıkkınlık geldi ve sıkıldım, anlayamadığım çok kelime vardı,
keşke bu kelimeler dipnotlarla kelimenin kendi sayfasına yazılsaydı da
hemen bakıp görebilme imkanımız olsaydı. Arka kısımda yer alan Sözlük
evet güzel bir fikir, ancak her seferinde arkaya bakmak pek güzel olmadı
! Ayrıca bu eski kelimeler, emin olun azımsanamayacak kadar çoklar,
kitabın akıcılığına epey darbe vurmuştu. Zaten bir olay romanından
ziyade bir psikoloji romanıydı, durgundu.
Kitabın en başında yer alan Peyami Safa'nın hayatı çok güzel düşünülmüş,
hatta işlediği tüm eserleri güzel bir şekilde sıralanmış. Burada en çok
inceleme denemeleri ilgimi çekti, özellikle zaten başlıkları çok ilgi
çekici: Büyük Avrupa anketi, Nasyonalizm, Sosyalizm, Doğu Batı Sentezi,
Kadın-Aşk-Aile bunlardan sadece birkaçı. Bulursam kaçırmayacağım sanırım
^^ Sonrasında Ötüken'in kendi yorumunu içeren 'Birkaç Söz' kısmı da
bence çok değerliydi. Aslında keşke her yayın evi yapsa!
Kitapta elbette zıtlıkların veya Şarklılığın, Garplılığın iki semt
üzerinden yapılması hoşuma gitmedi, bu yüzden kitabın adını da pek
sevebildiğimi söyleyemem. Ancak Neriman ve Şinasi gibi bir şey olsaydı
da çok sıradan olabilirdi, bu başlık daha çok içerdiği batılılaşma
olayını gözler önüne serdiğinden tercih edilmiş olabilir, ancak Fatih'i
hiç gitmemiş görmemiş olsam da yine de bu kadar aşağılanmasına -bunu
yapan kitaptaki bir karakter olsa dahi- içim razı gelmedi :(
*
Diziye yukarıda daha önce de değindim; devam edeyim. Örneğin, dizideki
Faiz bey hiç de kitapta tasvir edildiği gibi ak sakallı bir ihtiyar
değildi, zavallı hiç değildi, aksine eşinin ölümünden sonra bile ayakta
kalabilmiş gayet kültürlü bir bey gibi duruyordu ve epey de medeniydi.
En büyük bombayı ise ben Gülter'de yaşadım: Gülter evin hizmetçisiymiş
normalde, yani Neriman'ın halası falan değilmiş. Ben şok ! Bu arada
Neriman'ın da dizidekine hiç benzemeyen bir mizacı olduğunu eklemeliyim:
Neriman kitapta acımasız hatta biraz da zalim bir kız. Gülter'e,
babasına ve Şinasi'ye olan davranışlarını hiç beğenmedim ve bu açıdan
dizideki Neriman'ı daha bir sevdim :)
Kitapta önemli bir konu ele alınıyor olsa da insanların psikolojileri,
davranışlara karşı verdikleri tepkiler, duygu ve düşünceleri de bir o
kadar ön plandaydı. Hatta bazı yerlerde özellikle sondaki toplantıda
felsefe de epey bir gün yüzüne çıktı. O toplantıda bu önemli konu -
Şarklı iken Garplı olmaya heves etme, ki orada da Darülelhan'ın Alaturka
kısmının lağvedilmesi ele alınıyordu- daha bir irdelenebilir,
karakterler üzerinden farklı bakış açısı ile sunulabilir, daha bir
incelenebilirdi. Son bağlama konusunda kesinlikle Safa'nın çok aceleci
davrandığını düşünüyorum. Sanki kitabı aheste aheste yazarken bir anda
sıkılmış da bir sonla ama ne olursa olsun bu son herhangi bir sonla
bağlama gereği duymuş gibiydi. Bir anda kesildi konu ve sayfalar boyu
kararsız Neriman bir kıssayla hemencecik verdi kararını. Karar verme
safhasında biraz daha özen ve itina arardım.
*
Yazarın kitapta inanılmaz değişik benzetmeleri var: Örneğin; İstanbul'un
bu iki zıt semtinin Kabil ile New York kadar uzak ve zıt olduğunu
benzetme yaparak vurguluyor ve bu iki semti bu iki eyalete benzetiyor.
Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemem, bu iki semte de uğramadan bitti
şimdilik İstanbul hikayem :) Yine değişik bir benzetmeyi de Neriman
kendi kafasında yapıyor: Kucağında Sarman uyurken, kediden ilham alarak
Şarkı uyuz ve tembel bir hayvan olan kediye, Garp'ı ise uyanık ve atik
bir hayvan olan köpeğe benzetiyor. Ve Şarklıları sevmediğini bir kez
daha vurguluyor, zalim demiştim size. Sonrasında kediyi de tekmeyle
uzaklaştırıyor ! :(
Kitapta Şinasi'yi de hiç sevemedim üzgünüm ama galiba kitapta tek
sevdiğim karakter Faiz Bey ile zavallı Gülter oldu galiba ! Şinasi
kitapta, durgun, suskun, Neriman'la babasının zoru ve ona karşı duyduğu
saygıdan dolayı evlenecek olan, Neriman'dan hiç aşkla
bahsetmeyen-öpüşmüş olmalarına karşın- biri. Aşkın kitapta hem
Neriman'da hem Şinasi'de hem de Macit'de eksikliği öyle göze çarpıyor
ki! Dizideki aşk daha bir gerçekçiydi resmen !
Kitabı okurken Beyoğlu'nu düşündüm, yani o zamanlar bile kızların
ilgisini çeken bir Beyoğluymuş. Fatih ise daha ziyade mutaassıp
insanların oturduğu, ailelerin barındığı bir yer şeklinde anlatılmış.
Mahalle kahveleri, ezan sesleri-ha bu arada Neriman'ı ezan sesleri de
rahatsız ediyordu, işte buna çok çok şaşırdım- insanların giyim
kuşamları Fatih'in belirgin özellikleri şeklinde aktarılmış. Semtleri
tanıtmada özellikle Beyoğlu'nu tanıtmada yazarın eksik kaldığını
düşünüyorum, bir kızın hatta bir değil bir çok kızın aklını çelen bir
Beyoğlu bu kadar basit tasvirlenmemeliydi.
Kitapta Batılılaşma özentileri özellikle sanırım bir kadın üzerinden
vurgulanmış, zira kitapta kadınların gözleriyle medeniyeti tarttıkları
ve görselliğine göre bir şeyin medeni olup olmadığına karar verdikleri
anlatılıyor. Neriman da genç bir kız olarak Beyoğlu'nun cazibesine
kapılıyor ve medeniyeti, güzeli buralarda camekan vitrinlerinde buluyor.
Ben buna kısmen katılıyorum, ancak yazar en sonunda hepimizin hemfikir
olduğu konuya geliyor: Batının iyi yanlarını alıp kendi kültürümüzden
ödün vermeden muasır medeniyetler seviyesini en yakın zamanda yakalamak !
Kitaptaki mekan ve karakter tasviri yokluğu da dikkatimi çekti ! Ayrıca
yine Neriman'ın sık sık bayılmaları da dikkat çekiciydi, ya sinir
hastalığı vardı yahut da sara hastalığı olabilir ancak yazar bundan
kesinlikle söz etmiyordu. Ama bayılıp durması ve Şinasi'nin o sessizliği
gerçekten sabrımı taşırdı !
Evet arkadaşlar, kitapta bolca Şarklı yani Doğulu, Garplı yani Batılı
insandan, yaşayış şekillerinden dem vurularak bu ikisi arasındaki
farklar eşeleniyor ve özenti olmanın sonuçları vurgulanıyor da
diyebiliriz. Ben kitaptaki karakter azlığını da sevdim, Macit'in sadece
bu kadar büyük bir etki yaratmasına rağmen kitabın içerisinde daha fazla
olmasını isterdim. Bir iki diyalog sonrasında haber alamadık
kendisinden. Yine kitapta Şinasi'nin ailesine de fazla girilmemiş, olay
üç kişi arasında cerayan eden haliyle sunulmuş. Kitabın dili gerçekten
de herkese hitap etmiyor malesef ama azmederek bu kısacık hikayeyi
bitirmek de pekala mümkün !
Kısacası, kısa sayfalı bir kitap arayışında olanlara, Peyami Safa
hayranlarına, Fatih Harbiye isimli eseri merak edenlere, Cumhuriyet'in
ilk yıllarındaki ortamı merak edenlere, Fatih semtini merak edenlere,
Neriman'ı Şinasi'yi ve Faiz Bey'i merak edenlere, eski kelimelerle
nostaljik bir yolculuğa çıkmak isteyenlere, Safa romanlarını ve
hikayelerini merak edenlere, toplumsal bir meseleye ışık tutan bir eser
okumak isteyenlere, bol felsefe ve psikoloji içeren kitaplardan
hoşlanan, düşünmeyi ve tartışmayı sevenlere bu kitabı mutlaka okuyun
derim ben ! Hatta okumakla kalmayıp kütüphanenizde baş köşeyi de
sunabilirsiniz ona ! Ancak, sinir olabileceğiniz karakterleri hafızanıza
katmak istemiyorsanız, kısa kitaplardan hoşlanmıyorsanız, dönem
romanları okumayı sevmiyorsanız, Safa'yı sevmiyorsanız bu kitaptan uzak
durun derim ben !
Benim Fatih Harbiye yorumum böyleydi, umarım hoşunuza gitmiştir, sonraki kitap eleştirilerimde de buluşalım !
ÖRNEK BİR ALINTIDIR...
http://hasibecengiz.blogspot.com.tr/2015/08/kitap-elestirisi-fatih-harbiye-peyami.html